Randevu İçin: 0534-729-02-26

Yolunda gitmeyen bir şeyler var!

Genelde çevrenizdeki insanlarla konuştuğunuzda, dertleştiğinizde, kendinizle yalnız kaldığınızda şöyle bir sesle karşılaşırsınız; birşeyler yolunda gitmiyor. Genelde istenilen durum oluşmamasından şikayetçi olmayı ifade eder. Peki ‘yolunda gitmiyor’ söylemindeki yol tam olarak sizce neresi oluyor?

Tüm insanların kendinde bulundurduğu belirli bir hayat duygu ve davranış istikametleri vardır. Bu istikametler bizim çoğukluğumuzdan bu yana yaşadığımız olaylar ve sosyal yaşantının sonucunda bizim ne olmak ne yapmak neyi sağlamak istediğimize yön verirler. Bunun içerisinde iyi bir anne baba olmak, iyi bir evlat olmak, öğretmek, öğrenmek gibi onlarca şey vardır. Bunların en geniş tanımını ‘değerlerimiz’ olarak yapılabilir. Kişi değerleri doğrultusunda ve değerleri yolunda ilerleyemediği sürece ‘ yolunda gitmiyor’ ifadesini sıkça dile getirir. Bu nedenle kişinin bu yola çıkarken yapması gereken en önemli şey değerlerini keşfetmek ve bu doğrultuda bir hayat inşa etmesidir.

İbrahim Özcanlı
Uzman Klinik Psikolog

Yoğun kaygılarla yaşamak kaderiniz değildir!

Günümüzde insanların bir çoğu yaşadıkları yoğun kaygılarla baş etmeye çalışarak hayatlarını sürdürüyorlar. Birçoğunun aklında bir yandan yapması gerekenler dönüp dururken diğer bir yandan yaşanılan yoğun kaygı duygusunun hissettirdiği ve yaşattığı olumsuzlukları telafi etme amacıyla kaçma, kaçınma davranışları ortaya çıkar. Bedenimiz bu duruma alarm verir ve çoğu zaman yoğun kaygıya bağlı olarak midede yanma, nefeste daralma, halsizlik vb. duyumlar ortaya çıkar. Peki hergün arka arkaya tam da bu bahsettiklerimizi yaşamak size de hapsolmuş gibi hissettirmiyor mu? ‘Hayatım hep böyle mi devam edecek?’ ‘Yoğun kaygılarımdan kurtulamayacak mıyım?’ gibi sorular zihninizde beliriyor mu? Genel olarak kaygı yaşayan bireylerin tümünde arka arkaya her gün aynı soru işaretleri ve düşünceler ortaya çıkar. Kişiler o kadar yoğun kaygı hissederler ki hem yaşadıkları anın farkındalığını kaybederler hem de yapacaklarına odaklamakta güçlük çekerler ve düşünceler kısır bir döngü içerisine girerler. Böylece yaşanılan kaygı bir sonraki güne daha yoğun bir şekilde bırakılır ve geçip giden zamanla birlikte kişi daha fazla çaresizlik hisseder. Gerekli oranlı kaygı harekete geçmemizi ve hayatımızda kazanımlar elde etmemizi sağlar. Fakat orantısız bir şekilde bu duyguyu yaşamak hayatımızda düzelmesi gereken bir mekanizmanın olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyar.

Yoğun kaygıyla yaşamak kaderiniz değildir. Bu duyguya karşı yanlış stratejilerle başa çıkmaya çalışmak ve devamında yaşadığınız başarısızlık durumu size  bunun kaderiniz olduğunu düşündürmeye başlar. Tam bu noktada problemli olan şey kişiler ya da yaşadıkları duygular değildir. Problemli olan, duygunun orantısı ve kişilerin bu durumla başa çıkma yöntemleridir.Doğru başa çıkma stratejileri her zaman bize doğru sonuçları getirecektir.Başka bir deyişle doğru sonuçlar için doğru süreçler gerekir. Siz de bu tarz durumlar yaşıyorsanız ilk adım olarak doğru başa çıkma becerilerinin ele alınabileceği terapilere başvurunuz. Unutmayınız ki tedavi; destek almak için adım attığınız ilk  andan itibaren başlar.

İbrahim Özcanlı
Uzman Klinik Psikolog

Hisset, Farket ve Deneyimle!

Yaşadığımız gün içerisinde bir çok farklı an, farklı duygu ve farklı durumları yaşıyoruz. Bütün bunları gerçekleştirirken en çok kullandığımız şey belki de becerilerimizin yanı sıra dikkatimiz oluyor. Sanki dikkatimizi o ana veremeyince becerilerimizi kullanma ve yaşadığımızdan verim alma oranımız da o denli azalıyor. Bunu şu şekilde düşünebiliriz. Hepimiz akıllı telefonları yoğun bir şekilde hayatımızın içine katmış durumdayız. Gün içerisinde bir çok farklı uygulamaya ihtiyaç duyuyor ve kullanıyoruz. Peki ya bu uygulamaların hepsini açıkta tutsak ve ekranda bunlardan birer parça alsak gördüğünüz şey o an istediğiniz uygulamanın görüntüsü mü olurdu yoksa anlam veremediğiniz bir görüntü mü? İşte tam bu noktada o karmaşık görüntüyü kendi zihninizde hissedin. Epey yorucu ve bunaltıcı olmasının yanı sıra çözümden ve istenilenden uzak bir şey ile karşı karşıyasınız. Dikkatimizi anda tutamadığımız her saniye hayatı hep böylesine düşük verimle yaşıyor ve deneyimliyoruz ne yazık ki. Öyleyse ihtiyacımız olan şey ‘tek zihin’le içinde bulunduğumuz ana odaklanıp becerilerimizi ortaya koymak olacaktır. Peki bunu nasıl mı sağlayacağız, tam o anı görerek duyarak dokunarak kokusunu içimize çekerek ve deneyimleyerek… Sadece içinde bulunduğumuz o anı…

Yetişmeye çalışırken neleri kaçırıyoruz?

Hayatımız hep bir koşuşturmayla geçiyor. Hepimiz bir yerlere yetişmek, bir şeylere hemen başlamak ve hemen bitirmek üzere programlanmış gibi yaşıyoruz. Peki bu hız gerçekten de bize fayda mı sağlıyor? Yoksa bazı şeylerin hızlıca hayatımızdan geçip gitmesini, gözümüzden kaçmasına mı sebep oluyor? Bu durumu tıpkı şuna benzetiyorum; arabanıza bindiğinizi ve gitmek istediğiniz yere doğru yola çıktığınızı düşünün. Ormanın içinde ağaçlar ve çiçeklerle çevrelenmiş bir yolda ilerliyorsunuz. Etrafınızdaki ağaçların dallarındaki meyveler, etrafta neşe dolu kuş sesleri, camı açtığınızda içinize çekebileceğiniz hayat dolu bir nefes ve arabanın içinde hızla varmak istediği yere ulaşmaya çalışan kaygılı bir siz varsınız. Tam bu noktada en büyük kazancınız hızlı ve kaygı dolu bir yolun ardından kalan zaman mı, doğru bir hızla giderek içinde bulunduğunuz anın güzelliklerini yaşamak mı olacaktır? Her anınızı farkındalıkla yaşadığınız bir hafta olması dileğiyle…

İbrahim Özcanlı
Uzman Klinik Psikolog